Gülşen Kutlay’la Koma Amed Üzerine: "Grup üyelerinin hepsi politik ailelerin çocuklarıydı ama Melek’in Kürt sorununa bakış açısı bizden çok daha ileriydi"

Kanal8 28/10/2025

Sidar Basut/Ankara

Koma Amed, benim ilk gençlik yıllarımın en önemli gruplarından biriydi. Kürt müziğinin yasaklı, aynı zamanda en üretken dönemlerinden birinde, sesiyle, direnciyle ve diliyle var olmanın sembollerinden biri olmuştu. O yıllarda bir de Koma Dengê Azadi vardı. Her iki grubun da Kürt müziğinde açtığı yol, sadece melodilerden değil, bir kimliğin yeniden inşası anlamına da geliyordu. 

Yıllar sonra, Koma Amed’in Diyarbakır’da yeniden sahneye çıkması ve öncesinde grubun önemli isimlerinden Evdilmelik Şaxbekir (Melek) için hazırlanan belgesel, sadece bir konser değil, geçmişin yeniden canlanmasıydı.

Kürt müziği tarihinde Koma Amed ne kadar önemliyse, Koma Dengê Azadi de o kadar unutulmaz.

Keşke bir gün, Koma Dengê Azadi üyeleri de yeniden bir araya gelip Diyarbakır’da sahne alsalar…

Kulílka Azadi’nin o bitmeyen coşkusu, “Roj Roja Me Ye” ezgisiyle yeniden yankılansa…

O zaman gerçekten, bir halkın sesi yeniden bütünlenmiş olmaz mı? 

Peki Koma Amed nasıl kuruldu, kuruluş aşamasında ne tür zorluklar çekildi? 

Şimdi gelin Koma Amed'in ortaya çıkış hikayesini bir de grubun ilk kadın solistinden dinleyelim. Kürtçe müzikte klasikleşmiş Koma Amed şarkılsrını Evdilmelik Şaxbekir'le söyleyen o kadına, Gülşen (Çetin) Kutlay'a

Bu söyleşi, hem o dönemin imkânsızlıklarını hem de dayanışmasını yansıtıyor.

O yüzden bu röportajı yaparken, aslında sadece bir müzik grubunun hikâyesini değil, bir kuşağın hafızasını dinlemek istedim. 

Bu söyleşi; bir bodrum katında, makarna kokusuyla karışan şarkıların, bir halkın sesi olma serüvenini anlatıyor.

Gülşen abla röportaja klasikleşmiş "seni tanıyabilir miyiz?" sözleriyle girmeyeceğim. Seni merak edenler için röportajın sonuna kısa bir yazı eklemek daha uygun geldi. Abla diyerek soracağım sorularmı, zira bilmeyenler için söyleyeyim, elinde büyüdüm sayılır. Resmiyet biraz  ağır kalır! Gelelim ilk soruya; Koma Amed nasıl kuruldu, bunu bir de senden dinleyelim? 

"Koma Amed, 1988 yılında Ankara’da, çoğunluğu tıp fakültesi öğrencilerinden oluşan altı kişilik bir grup tarafından kuruldu. Grup üyeleri şunlardı: Evdilmelik Şexbekir, ben (Gülşen Kutlay Çetin), Rohat Kutlay, Fikri Kutlay, Mustafa Kart, Savaş Çakmak ve Ahmet Kaya.

Ankara'da temelleri atılan bir grubun solistiyle yine Ankara'da bu röportajı kaleme almak da, tarihin güzel bir tesadüfü olsa gerek! Peki kuruluş aşamasında ne tür zorluklar yaşadınız? 

"O dönemin koşullarından dolayı ailelerimizi riske atmamak için genellikle öğrenci arkadaşlarımızın evlerinde toplanarak müzik çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Mustafa Kart’ın evi, bir anlamda bizim müzik stüdyomuz olmuştu. Soğuk ve nemli bir bodrum katıydı; hem güvenli hem de bir o kadar riskliydi.

Özellikle Evdilmelik’e kendi aramızda “Melek” diye hitap ederdik. Kürtçeye çok hâkimdi; grubun adeta motoruydu diyebiliriz. Hepimize telaffuz konusunda yardımcı olur, hatalarımızı bizi kırmadan, aşağılamadan düzeltirdi. Çünkü gruptaki herkes Kürt’tü ama çoğumuzun dili yeterince güçlü değildi.

Rutubetli öğrenci evinde, makarna yiyerek saatler süren müzik çalışmaları yapardık.

Bazı arkadaşlarımızın aileleri, Kürtçe müzik yaptığımızı bilmezdi. Ben ve iki amcamın oğlu şanslıydık; ailelerimiz bizi destekliyordu. Ancak bir arkadaşımız, aile baskısı nedeniyle çok yetkin olmasına rağmen gruptan ayrılıp eğitimine sorunsuz şekilde devam etti. İsim vermek istemiyorum; o kendisini zaten biliyor.

Evdilmelik Şexbekir diğer bir adıyla Melek'le çalışmak nasıldı? Birlikte nasıl bir üretim sürecinden geçtiniz? 

"Melek çok naif bir insandı. Hiçbir zaman mükemmel Kürtçesinin havasını atmadı. Kürtçe sözler yazdı, besteler yaptı, aranjmanlarıyla ilgilendi. Her zaman çok üretkendi. Grubu motive eder, karşı karşıya kalabileceğimiz riskleri görmezden gelirdi.

İnanılmaz inançlı bir insandı; siyasi bilinci çok yüksekti ve hepimizi derinden etkilerdi. Grup üyelerinin hepsi politik ailelerin çocuklarıydı ama Melek’in Kürt sorununa bakış açısı bizden çok daha ileriydi.

Yaşadığı yokluklara ve olanaksızlıklara rağmen, biz “küçük burjuva çocuklarına” adeta ders verirdi.

Hepimiz onu çok severdik ama şimdi düşününce, sanırım biz onu sevmekten çok saygı duyuyorduk. Suriye’den gelen, direnen bu genç karşısında kendimizi sorguluyorduk.

Kasetin kayda alınması aşamasında Fikri Kutlay’ın finans bulma çabası takdire şayandır. O dönemde yurtsever insanların kapısını çalarak stüdyo ücretini denkleştirmeye çalıştı.

Stüdyo sahibine, “Kürtçe müzik değil, sol içerikli bir kaset hazırlıyoruz” diyerek onu ikna etmesi hâlâ hepimizin hafızasında yer eder.

Aynı zamanda grubun emektarı ve kasetteki enstrümanları çalan Savaş Çakmak'ın da gruba verdiği katkı çok büyüktü.

Dakikaların sayıldığı bir kayıt sürecinin ardından kaseti illegal olarak çoğaltıp, güvendiğimiz insanlara el altından dağıttık. Ekonomik bir beklentimiz yoktu; tek isteğimiz insanların bizi dinlemesiydi. Emeklerimiz boşa gitmedi; kimliklerimiz gizliydi ama sesimizi duyurmuştuk. Zaten o dönemde konser vermek mümkün değildi. Ateşten bir gömlek giymiştik ama değmişti.

Neden gruptan ayrıldın ve sonrasında neler oldu? 

Kasetteki şarkılara bakıldığında herhangi bir siyasi kimliğe bürünmeden, aşk temalı ya da Kürt kimliğini güçlendiren eserler seçmiştik.

Bir süre sonra grubun belirli bir yere angaje olma çabası başlayınca, “Ben yokum,” dedim ve yolumu ayırdım.Bir zaman sonra Melek’in PKK'ya katıldığını, tıp öğrencisi arkadaşlarımızın da doktor olduklarını öğrendim.

Melek için bir belgesel yayınlandı, ancak senin adın belgeselde geçmiyor? Bu durum sana kendini nasıl hissettirdi? 

Melek’le ilgili hazırlanan belgesel sürecinde, düğün kasetimi göndererek oradaki görsellerin kullanılmasına izin verdim. Ancak anılarımı anlatmam istendiğinde, bazı söylemlerimin hoşlarına gitmeyeceğini belirttiğim için tekrar aranmadım. Bu nedenle, Melek’i en yakından tanıyan biri olarak o belgeselde hiçbir şekilde yer almadım. Bunun yanısıra, otuz yıl sonra Diyarbakır’da verilen konserle ilgili de hiçbir davet almadım.

Doğrusu ben sonrasında müziğe amatör olarak devam ettim. Daha sonra gruba dahil olan insanlara müteşekkirim; Koma Çarnewa’nın eski grup üyeleri, Koma Amed’in ruhunu yaşatmak için büyük emek veriyorlar.

Ancak bu grubun tarihini anlatan görsel hazırlanırken beni yok saymak haksızlıktır. Bu bilinçli bir davranıştır. Sessiz kalmak ya da bu görselin bu şekilde yayımlanmasına izin vermek, emeğe saygısızlıktır diye düşündüm.

Başta tepki verip vermemeyi çok düşündüm. Çünkü grup üyelerinden biri amcamın, biri halamın oğluydu. Belki sonradan gruba katılanlar beni tanımıyor olabilir, ama en az üç kişi nerede yaşadığımı ve ne yaptığımı gayet iyi biliyor.

Dostum Fuat Talay bana şöyle yazdı:

 “Ablacım, emek, ses ve tarih yok sayılmaz. Senin katkını bilen biliyor; görmezden gelenler kendi vicdanlarıyla baş başa kalsın.”

Bu sözün ötesi var mı?..

Gülşen Kutlay (Çetin) Kimdir?

1964 yılında Ağrı’da doğdu. Yaklaşık 30 yıldır İsveç’te yaşıyor. Kürtçe ve Türkçe öğretmenliği yapmaktadır. Gençlik yıllarında Koma Amed’in ilk kadın solisti olarak Kürt müziği tarihinde iz bırakan Kutlay, uzun süre amatör olarak müzikle ilgilendi. İsveç ve Danimarka’da düzenlenen Newroz gecelerinde sahne aldı. Üç kızı var: Stran (ses sanatçısı), Helbest (medya alanında çalışıyor) ve Lorin (tiyatro eğitimi alıyor). Kürt müziğinin gelişimini yakından takip eden Kutlay, aynı zamanda tutkulu bir Kürt müziği dinleyicisidir.

Kanal8

28/10/2025